“Sessizlik açarken zulüm bahçeleri
Gözlerinde bir anda dört mevsim
Her mevsimin güzelliğinde sen
Bunca ayrık ve diken içinden
Güle çıkmak işte budur desem
Bilmem inanır mı bana çiçekler
İçimde sayısız denizlerin şahlandığı
O günü tarihlesem şimdi
Irmak ırmak çizsem zamanın yüzüne
Adına sonsuzluk desem
Ve her saniyesini o sonsuzluğun
An be an şiirleştirmek istesem
Bilmem inanır mı bana sözcükler…”
Adnan Yücel
Sessizlik ve zulüm aynı karede aynı anda anılacak iki kelime , yaşanabilecek iki kesit, herkes kendince bir zulüm bahçesine tanıklık etmiştir-yaşamıştır. Öyle anlar yaşarız ki duyguların bazen hüzne acıya dönüştüğünü görürüz, bazense coşkuya, sevince, aşka…Gözlerimiz yaşanan duygulara-anlara ve olaylara karşı kendi tepkisini verir, şeklini alır. Hüzünlenir bazen buğulu bir rüzgar gibi sessizce derinlere dalar, kimi zaman ağlar usul usul yağmurun yüreğimize dokunan ezgilerini taşır yüreğimize, göz pınarları açılır…Coşkuyu da yaşarız, gözler bir anda parıldayan etrafına ışık saçan bir çift bakış olur karşısındakine bütün sıcaklığını yansıtır. Bazen de gözlerdeki bakışlar sevgiye aşka dönüşür, işte o an bütün duygular gözlerde anlamını bulur, ilkbaharın direnci ve coşkunluğu, yazın sıcaklığı ve tutkusu, sonbaharın hüznü ve özlemi, kışın duruluğu ve berraklığı , her biri o bakışlarda dokunur kalbin derinliklerine bir tutam umut olur geleceğe. İşte o an gözlerde dört mevsimi görebilir-yaşayabiliriz. Çevremizde açan, yeşeren, ayrık duran dikenlere inat gülerek çıkmak güle dönüşmek, kardelen misali direngen durmaktır bu. Çiçek açar gözler, bizde bunu içten yaşayıp yaşattıktan sonra çiçeklerin bize inanması bizle birlikte açmaması için bir neden kalabilir mi?
Evet, içimiz, yüreğimiz öyle anlara tanıklık ediyor ki, öyle anları yaşama taşıyoruz ki, sayısız denizler içimizdeki şahlanıyor, taşkın sulara dönüşüp şelaleler gibi görkemli bakıyor yarına. Her birimiz kendimizce bazı anlarımızı-zamanlarımızı tarih sayfalarında işaretlemişizdir. Sayısız kez çizmişizdir gökyüzünün atlas maviliğine duygularımızı. Irmak ırmak akmışızdır, suyun ahenginde kendi benliğimizi bulmuşuzdur. Gökkuşağının bütün renkleriyle her buluta ayrı bir ton ayrı bir renk katıp okyanuslara gölgesini katmışızdır. O anlar bizim için ölümsüzleşmiştir. Sonsuzluk demişizdir…bazen sözcükler sıralayıp şiirleştirmişizdir, bazen resmedip yüreğimizdeki duvarlara asmışızdır, bazen ezgilere dönüştürüp bütün içtenliğimizle türküleştirip haykırmışızdır. En büyük tanığımız yıldızlar olmuştur gecenin koynunda,, günün ilk ışıklarıyla uyandığımızda sabah güneşi gözlerimize şahitlik etmiştir. Evet günü bütün güzellikleriyle birlikte içimizden dile gelen cümleler-sözcükler, yüreğimizin derinliklerinde haykıran sözcükler ,dudağımızdan dışarıya taşmasa da şahidi olmuşlardır. Her doğan gün gözlerindeki anlam bütün mevsim renklerini taşısın…
Yorum bırakın