AYNI GÖĞÜN ALTINDA AYNI YAĞMURLA

Hiç mi hiç sevmiyorum yorgun yağmurları
Ne kırları çıldırtıyor ne dağları
Yağdı mı Toroslarca yağmalı yağmur
Seller coşturup barajlar taşırmalı
Bir yudum su demekten aciz yürekler
Ya ses verip haykırmalı ya boğulmalı

Kuş kanadında bir bulut mu yalnızlık
Belirsiz bir hüzün çiseliyor yine
Düş yorgunu kirpiklerden akşam üstüne…”

Adnan Yücel


Yorgun yağmurlar düşmesin bizim yüreklerimize, dokunmasın yüzümüzün tenine, dokunmasın ki yüzümüzdeki direnç çizgileri anlamını yitirmesin. Yaşamın yorgun kalıntılarına bırakma umutlarını, yeşerecekse toprağa hayat vermeli, yağmur yağacaksa çağlayanların coşkunluğunda ve duruluğunda yağsın, sarsın düşlerimizi, sevecekse göğün kalbinde kopup gelen umut yüklü yağmurlar sevsin. Oysa o kadar çok yorgunluk var ki çevremizde, dostluklar öylesine yorulmuş ki bir merhaba sesi bile ağırdan ve usul usul geliyor kulaklarımıza, uzanan el elimize temas ettiğinde sadece onun o anlık dokunuşu kalıyor, oysa sıcaklığını da hissedebilmeliyiz, yüreğindeki coşku ve sevginin karşındakine ulaşmasını sağlayabilmeli. Evet yorgun yağmurları değil, kırları yeşile dönüştüren onlara direncin kıvamını aşılayan, dağları görkemine kavuşturan, Toroslar da ses getirip kuşları kanatlandırıp göğün derinliğine uçmasını sağlayan yağmurları, dostlukları, sevgileriyle anlam katan nehir yürekleri taşımalı. Damla yere düştüğünde akacağı noktayı bilmeli o dinginlikte, o sadelikte, o durulukta ve o inatla düşmeli..
Nice yürekler tanıdık değil mi? Bazen bir bahar gününde tanıdık usulca açan çiçeklerle, direnç kıvamı yeşilin rengiyle, bazen bembeyaz yağan karla tertemiz dostlukların kapılarını araladık, güneş sıcaklığı ve kızıllığıyla başka yüreklerle buluşmamızı-tanışmamızı sağladı. Hem direnci gördük hem yıkılmışlığı, gördük hem umutsuzluğu, sevgiyi de gördük sevgisizliği de, tanıştık, buluştuk göğün masmavi kıvrımlarında… Öyle anlar yaşadık ki bir yudum su demekten çekinen yürekler gördük, oysa nasıl susar bir yürek, nasıl haykırmaz ki. Bugün her birimiz aynı güneşin, aynı yağmurun , aynı göğün altında farklı şekilde yudumluyoruz suları, kimisi kapılmış kendisine sunulan hayatı çizilen sınırların içinde bencilce, çıkarcı ve kendi dünyasından ibaret görerek yaşıyor, kimi almış yüreğinin sesini gömmüyor toprağın altına haykırıyor, bağırıyor bütün beklentilerini umutsuzluğun içinde umut olabilmek için, toprağın üzerine düşen yorgun yağmur olmayı seçmiyor, onu titreten hayat veren, yeşerten dirence dönüştüren bir bahar oluyor. Evet çok net bir şekilde iki seçenek, tercih yüreklerde ve beyinlerde.
Bütün olumsuzluklara ve çevremizde yaşana büyük kalabalık yalnızlıklara rağmen, biz yine de umut etmeyi, haykırmayı ihmal etmeyelim, yağmurlar kirpiklerimizde düş yorgunluklarını değil gelecek güzel günlerin direncini taşımalı, onun türkülerini dudaklara taşımanın sevdasını kuşanmalı. Yağan her yağmurda kendi direngenliğini kuşanıp hayatı sarmala…

barisalkan81 Avatar

Yazan:

Yorum bırakın